31 Aralık 2009 Perşembe

Topluma faydalı bir birey olarak CV pt.1

Hukuk fakültesinin 3.sınıfı geride onarılması güç yaralar bırakıp sona ererken, ben ve etrafımdaki herkes "ne b.k yicez" sorusuyla boğuşuyordu. Herkes demişken, bazıları öngörüleri sayesinde bir takım tercihlerde bulunup "rakip"lerini elemenin bir yolunu bulmuştu elbette, dolayısıyla -bir vicdana sahip oldukları olasılığını kenara bırakırsak- onlar bu ruhsal ikilimde sıkışıp kalmamışlardı.

Hayat bazıları için ne kadar kolay !

Hukuk fakültelerinin hak ve adalet kavramlarıyla derdi olanların değil de kambiyo senetlerine konulabilecek ihtiyari kayıtlar ve buna ilişkin Yargıtay kararları ile ilgilenenlerin fakültesi olduğu gerçeği ile, bir sıçtın mavisi eşliğinde yüzleşmiştim.

Fakat yine bir sıçtın mavisinde tesadüf eseri uluslararası af örgütünün websitesine denk geldim.
Ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketlerin böylesine olumlu sonuçlar verdiğinin sayılı örneklerinden bir tanesi ile karşı karşıyaydım sanırım. Gelecekteki meslektaşlarım cicili-bicili corporate law firm'lerde yapacakları stajı birbirlerini ezerek kovalamakla meşgulken Themis'in lütfuyla aradığımı bulmuştum. Websitesinde okuduklarım sıkıcı bir stajdan çok daha fazlasını vaad ediyordu. Hemen e-mailleştik ve ilerleyen süreçte kendimi nereye ait olduğunu sorgulayan depresif bir üniversite öğrencisinden Haklı TV projesinde çalışacak bir rehber gönüllü ve insan hakları eğitimcisine dönüşmüş olarak buldum.

Haklı TV projesi neydi tabi bundan bahsetmek lazım biraz, bu noktada sözü Uluslararası Af Örgütüne bırakıyorum :

Uluslararası Af Örgütü 2008 yılında yürüttüğü İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 60. Yıl Kampanyası’nın bir devamı olarak bu projeyi sivil katılımı sağlayarak ilerletmek üzere yola çıktı. İnsan Hakları söyleminin marjinalleştirilmesini azaltmak ve sosyal bağının güçlü olduğu insan hakları taleplerin olduğu sosyal ve politik söylem üzerinden düzenlemelerin artmasını amaçlayan bir çalışma planlandı. Geçtiğimiz kampanyalarda da görüldüğü gibi, tartışmasız haklarla bağlantılı belgeleri ve anlaşma çerçevelerini, yıldönümlerini kullanmak insanları ve kurumları insan hakları için biraraya toplamak ve bilinci arttırmak için iyi bir araç.

Proje ile çocuklar konusunda baskın olan yardım anlayışının ötesinde, çocuklarla insan hakları üzerine çalışılarak toplumun geniş bir kesimi kapsama ve topluma savunuculuk ve hakların talep edilmesi mesajı taşınabilecektir. Geniş katılımla yürütülen çalışmada, UAÖ diğer tüm katılımcı kişi ve kurumlarla birlikte projenin sahibi ve fikir sahibi olarak yürütücüsü konumunda projenin gerçekleşmesi için başlıca çaba harcayanlardan biridir. Tüm katılımcılar eşit düzeyde projenin sahibidir.

Özellikle son on yılda insan hakları alanında yürütülen çalışmalarla STK’lar toplumun geniş bir kesimine ulaşmaya çalışıyor. İnsan haklarının güçlendirme ve savunuculuğun artması yönünde çalışmalar, farklı araçlar kullanarak insan hakları atölye ve etkinlikleri projelerle sürdürülüyor. 2009 yılında Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 20.Yılı nedeniyle “Haklı Televizyon” Projesi kapsamında Kampı’nı üniversite, vakıf, STK’ların ve gönüllü eğitmenlik yapan üniversite öğrenciler biraraya geldiler. Çocuk katıllımını sağlayarak proje kapsamında “İnsan Hakları İçin İlk Adım Yaz Kampı”nı gerçekleştirdiler. Yaz kampı süresince çocukların insan hakları ile ilgili görüş ve önerilerini kendi hazırlayacakları kısa filmlerle ifade etmelerini ve toplumsal yaşama aktif olarak katılmalarına destek olmak hedeflendi.

Ana olarak, “İnsan Hakları İçin İlk Adım: Ben Yapmam” yaz kampında, 12-16 yaş arası çocuklarla insan hakları ve film atölyeleri gerçekleştirerek, çocukların haklar konusunda aktif katılımını sağlamaya yönelik çalışmalar yürütüldü. Ağustos ayı boyunca İstanbul’dan her hafta 20-25 çocuğun katılımı ile Maltepe Üniversitesi Marmara Eğitim Köyü’nde gerçekleştirilen yaz kampında, çocuklar 4-5 kişilik gruplar halinde hakların korunması ve güçlendirilmesi konusunda düşünce, deneyim ve önerilerini paylaşarak, birlikte belirledikleri bir tema üzerine bir senaryo geliştirerek, bu çalışmayı filme dönüştürdüler.

Projede ulaşılması beklenen en önemli sonuç, toplumun tüm aktörlerinin, temel hakların vazgeçilmezliği ve bölünmezliği temelinde birleşmesi için gerekli bir adım daha atılması ve bu konuda çalışmaya katılan çocukların savunuculuk yeteneklerini geliştirmesi sağlanmasıydı. Çocukların kendi hakları ile ilgili bilgilenmeleri, kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerini ifade etmeleri haklar konusunda atılacak önemli bir adımı oluşturuyor.

İnsan hakları konusunda çocuklarla yürütülen çalışmalar, Türkiye’de çocuk katılımının önemine dikkat çekiyor. Kitle iletişim araçlarının toplumsal yaşam üzerindeki etkileri ve yaygınlaştırıcı yeri, insan hakları ile ilgili insanların kamp sonrasında çocukların çektiği filmlerin televizyon ve film festivalleri aracılığıyla 2010 yılı içerisinde paylaşılması amaçlanıyor. Proje çalışmaları hak temelli yayın politikalarının önemini vurguluyor. Yaz kampı sonrasında ortaya çıkan filmlerin paylaşılması ile insan hakları çocuktan çocuğa aktarılarak, çocukların haklar konusunda söz sahibi olmasının sağlanacak.

Koordinasyonu Uluslararası Af Örgütü’nün yürüttüğü projenin ortakları İstanbul Marmara Eğitim Vakfı, Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi, Gündem Çocuk Derneği, Maltepe Üniversitesi Felsefe Bölümü ve İnsan Hakları Merkezi, Maltepe Üniversitesi İletişim ve Güzel Sanatlar Fakültesi.

*devamı gelecek...

27 Aralık 2009 Pazar

2010


Baştan uyarmalıyım, bu yazı "iyi ki geldin yeni yıl" yazısı değildir. Çevremizi saran noel babalar ve çam ağaçlarından da farkına vardığınız(?) üzere 2010'a günler kala, yeni yıl ve yeni umutlar konseptinin yine b.ku çıktı.
Televizyonda dönen yeni yıla "Victoria's Secret kızları ile girin" reklamlarından alışveriş merkezlerinin çığırtkanlarına kadar her şey planlandığı gibi gidiyor, Hıncal Uluç bugün yarın O'henry'nin hikayesini bilmem kaçıncı kez yayınlayacak eğer hala farketmeydiyseniz ben söyleyeyim : Yeni yıl ekonomisine katkıda bulunduğumuz ölçüde 2010'a umutlu girmeyi hakeden şanslı çoğunluğun bir parçasıyız.

Yoksa siz hala sevgilinize elmaslarla süslü bir tanga alıp, onu bir seks tanrıçasına dönüştürmediniz mi ?

National Geographic Aralık 2009 sayısı, kendisine sahip olanlara hayatımızda asla canlı gözle göremeyeceğimiz güzelliklerin masaüstümüzde yer alacağı bir takvim hediye ediyor. Biz de bütün bir yıl boyunca bütün o sıkıcı, rutin koşuşturmacanın içinde hayranlıkla o fotoğraflar arasında rüyalara dalıp, asıl meselenin neden bizim o diyarları asla göremeyeceğimiz olduğunu unutup masaüstümüze daha da dikkat kesilip duracağız.


Benim paylaşmak istediğim takvim ise daha farklı. Yeni yıl ekonomisinin sahte umutlarına inat son derece moral bozucu niteliklere sahip, özellikle her ay için ayrı ayrı belirlenmiş "heves kırıcı" mottoları ile :

January - Economics. The science of explaining tomorrow why the predictions you made yesterday didn't come true today.
February - Winners. Because nothing says "You're a loser" more than owning a motivational poster about being a winner.
March - Priorities. Hundreds of years from now, it will not matter what my bank account was, the sort of house I lived in, or the kind of car I drove... but the world may be different because I did something so bafflingly crazy that my ruins become a tourist attraction.
April - Perseverance. The courage to ignore the obvious wisdom of turning back.
May - Service. View all customers as beautiful buds that must be cultivated, watered, and periodically buried under manure.
June - Corruption. I want either less corruption or more opportunity to participate in it.
July- Blogging. Never before have so many people with so little to say said so much to so few.
August - Hope. May not be warranted at this point.
September -Potential. Not everyone gets to be an astronaut when they grow up.
October - Creativity. Helps artists die young, miserable, and penniless - so their art can have meaning to the old, satisfied, and obscenely rich.
November - Worth. Just because you're necessary doesn't mean you're important.
December - Perspective. Less is more. Unless you're standing next to the one with more. Then less just looks pathetic.

Herşeye rağmen, gerçekten istediklerinizi yapabileceğiniz, sizinle var olacak bir yeni yıl geçirmeniz dileğiyle, elvada 2009 ! -benim için 2008'deki arkadaşınla birlikte berbat bir yıldın.-

24 Aralık 2009 Perşembe

Futbol sen nelere kadirsin

Korkmayın futbol asla sadece futbol değildir klişesine -her ne kadar öyle olduğunu düşünsem de- sığınarak bir yorum yapmayacağım. Zira bu sefer futbol sadece az sonra anlatacaklarımın ortaya çıkmasını sağlayan bir araçtan ibaret.

Hadise şöyle vuku buluyor. Erasmus sayesinde tanıştığım bir fransız arkadaşım bu hafta ailesini İstanbul'da ağırlıyor. Futbolu çok seven kardeşine bir sürpriz yapmak isteyen arkadaşım onlarla birlikte Fenerbahçe-Altay maçına gelip gelemeyeceğimi sorunca,
-durduk yere Fenerbahçe propagandası yapma fırsatını kaçırmamak adına- içten bir gülümsemeyle "evet" dedim.


Karşılaşma öncesi bir kafede otururken konu ister istemez Türkiye'nin futbol geçmişine geldi. Futbolumuzun resmi tarihine göre ilk kurulan takımın Beşiktaş olduğunu anlattıktan sonra bilgim ölçüsünde Galatasaray ve Fenerbahçe'nin de kuruluşlarına değindim ve bu üç güzide takımımızın tarih sahnesine çıktıkları anda üstlendikleri ve temsil ettikleri misyonu anlattım.

Ancak Abdülhamit'in hafiyeleri yüzünden çıktıkları ilk maçı tamamlamaktan mahrum kalan Kadıköy'ün sporsever gençlerinin kurduğu Black Stockings / Siyah Çoraplılar'dan bahsetmeden doğru bir tarihi perspektif sunmak mümkün değildi. Osmanlı tebaasına mensup Türkler arasında futbol ateşini yakan ve talihsiz bir biçimde ilk maçlarını bile tamamlayamadan sahadan ayrılmak zorunda kalan gençlerin hikayesini anlatırken değerli misafirlerimin aklında neden Türklerin futbol oynaması yasaktı sorusunun oluştuğunu gözlerinden anlayabiliyordum.


2.Abdülhamit'in insanların bir araya gelmesinden hoşlanmayan bir padişah olduğunu ve bunun da sebebinin imparatorluktaki anayasal monarşi rüzgarları olduğunu açıklamaya hazırlanıyordum ki; "İnsanların bir araya gelmesi hoş karşılanmıyordu çünkü burası Türkiye değil mi ? " diye soran 14 yaşındaki Fransız misafirimin sorusuyla karşı karşıya kaldım. Henüz geçen gün İstanbul'a ayak basmış misafirimin geçen hafta boyunca haklarını arayan Tekel işçilerine ve şehir hayatının kendileri için ne kadar zor koşullar içerdiğini dile getiren engellilere reva görülen muameleden haberdar olması pek de olası değildi. Peki acaba ona bu soruyu sorduran neydi ?

İdealler bütünü Avrupa fikrinden gittikçe uzaklaşıp, dini değerler bütünü Avrupa fikrine yanaşan batılı devletlerin bir türlü vazgeçemediği "bon pour l'orient" anlayışıyla tezahür eden oryantalizm, aklıma gelen ilk yanıttı.


Muhtemelen P. bu soruyu sorarken masum gerekçelerle hareket ediyordu ve anlamak için soruyordu. Ama ona bu soruyu sorduran altyapı kesinlike masum değil ve burada insanların bir araya gelmesinden hoşlanmayan zihniyetle işbirliği içinde.

Bu problematik nasıl çözüme kavuşacak? Açıkçası kavuşabilecek mi bundan emin değilim, önümüzdeki yıllarda kültürel temelli kavgalar bu yönde seyredecek, işte bundan çok eminim.

*devamı gelecek.

22 Aralık 2009 Salı

Ajanda 2010 İLLALLAH !

Kişisel bir blog projesine başlamak benim için küçük, insanlık için muhtemelen mikroskopik bir adım olmakla beraber aynı zamanda bir yenilik.



Bununla beraber hayatımdaki tek yenilik blog açmaktan ibaret değil elbette. Yine uzun zamandır hep özendiğim bir iş yaptım ve kendime bir metis ajandası aldım.

Yayınevinin 2010 için seçtiği başlık "İllallah!"
Ajandayı yayına hazırlayan Müge Gürsoy Sökmen, Özde Duygu Gürkan, Özge Çelik, Eylem Can, Emine Bora ve Tuncay Birkan "Bu ajandayı hazırlayan bizler, inanma hakkına saygı duyuyoruz. Ama biraz daha derin bir saygıyı, inanmama hakkına duyduğumuzu da belirtmemiz gerek" diyerek başladıkları editör yazısında meramlarını şöyle anlatıyorlar:
"Dinsel, etnik, cinsel vb. kimliğiyle yaşamak isteyenin bu haklarına sahip olması demokratik bir toplumun esasıdır kuşkusuz; ancak kendisini bu tür verili kimliklerle tanımlamak istemeyenlerin vatandaşlık haklarının da aynı tavizsizlikle savunulması, eşit ölçüde meşru bir haktır bizce."
Yazı niyetini de işaret eden şu cümleyle bitiyor:
"İnanmama hakkının da bir insan hakkı olarak tavizsiz uygulanacağı bir dünya ve ülke umuduyla, bu ajandayı kendisine dinsel kimlik dayatılmasından illallah diyenlere sunuyoruz..."

kaynak: bianet.org

Daha düzenli bir hayata başlayabilmem için yerinde bir adım olduğuna inandığım "ajanda sahibi insan" konseptini şevkle benimsememe yardımcı olan metis editörlerine teşekkürlerimi sunmak isterim bu vesileyle.

Dünyadaki gidişatın genel çerçevesine bakıldığında harika bir tercihte bulunmuşlar. Bu konu üzerinde mutlaka bir iki çift laf etmek gerek ilerleyen zamanlarda.

Kaptanın Seyir Defteri : Yola Çıktım

Afilli bir alan adı bulamadığı için bloglayamayan gencin dramını yaşadım uzun bir süre boyunca. An itibariyle bu suni derdime bir çare bulmuş durumdayım. Blog macerasına atılmamı engelleyen asıl meselenin ise ilerleyen zamanlarda çözülüp çözülmediğini hep beraber göreceğiz.

Bir insan neden blog yazar ? Söyleyecek bir sözü olduğu için herhalde. Eh peki, ben de ilk sözümü söylemiş olayım o halde.

Duvarımda asılı olan dünya haritası ve ilham kaynağıma bu isim karmaşasında bana yardımcı oldukları için teşekkürlerimi sunar, limandan demir alırım.