3 Şubat 2011 Perşembe



"throughout human history, as our species has faced the frightening, terrorizing fact that we do not know who we are, or where we are going in this ocean of chaos, it has been the authorities, the political, the religious, the educational authorities who attempted to comfort us by giving us order, rules, regulations, informing, forming in our minds their view of reality. to think for yourself you must question authority and learn how to put yourself in a state of vulnerable, open-mindedness; chaotic, confused, vulnerability to inform yourself."

"think for yourself.
question authority."

2 Şubat 2011 Çarşamba

Böyle bir ders görülmemiştir!

ne derslere girdim zaten yoktular
pratiklere başladılar sonbaharla bir
azıcık çalışsam sanki AA olurdu notlar
bıraksam sinirden gözlerini devirir
ne dersler sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

hayır sanmayın ki beni unuttular
hala ara sıra bütünlemeleri gelir
geçilecek gibi değildiler ama birer umuttular
eski bir not belki bir pratik
ne dersler sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

vizelerde elimden tuttular
ama dipnotlar hala içimi ürpertir
sanki finalde bir bir soruldular
nereye kayboldular şimdi kim bilir
ne dersler sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

29 Ocak 2011 Cumartesi

Her aşk ölümü tadacak

Kıymetlim,

Bu satırları kaleme almanın ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezsin. Kendimi nasıl ifade edeceğimi inan bilmiyorum. Düşlerin parlayıp söndüğü bir yerdeyim. Konuşsam tesiri yok, sussam gönül razı değil; lakin artık bazı şeylerin açıklığa kavuşması lazım.

Öncelikle şunu bilmelisin: Birbirimizden ayrı düştüğümüz o kasvetli zamanlarda dahi, her akşam güneşin battığı yerden gözlerin doğuyordu gecelerime. Aklımdan bir an olsun çıkmadın ve hep düşündüm durdum neden hep başka sahillere doğru sürüklendik, acaba zaman adlı denizde bir gün, bir lahza için demirleyemez miydik ?

Ne mutlu ki sesimi duyurabildim sana. Beni bir kere daha dinlemek istedin, ben de seni anlamaya hiç olmadığı kadar hevesliydim. Her şey olması gerektiği gibiydi, seni dinlerken daha önce tesadüf edemediğim birbirinden güzel onlarca inceliğinin olduğunu keşfettim.

Emre yazılı senetlerin korktuğum gibi olmadığını, menfi emre kaydıyla bir senedin nama yazılı senede dönüşebileceğini öğrenince inan dünyalar benim oldu. Cironun sadece bir devir işlemi olduğunu ve nama/emre/hamiline yazılı senetleri arasındaki ayrımın devir yollarına ilişkin bir sınıflandırma olduğunu idrak ettiğim an hissettiklerimin tasviri inan şu an bile mümkün değil. Bundan sonra saadete erişmemiz için önümüzde hiç bir engel kalmamıştı. Keşideci, muhatap, lehtar... bunlar artık sadece birer gereksiz ayrıntıydı...

İlişkimizi istediğimiz gibi yaşayabilmemiz biraz da Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar'ın katkıları sayesinde oldu. Anlaşmakta zorlandığımız her noktada devreye girdi ve birbirimize karşı dürüst olmamızı sağlayarak, sorunlarımızın çözümünde bize yardımcı oldu.


Aslına bakarsan biraz da ondan aldığım cesaretle yazıyorum şu an bu satırları. O değil miydi bize her zaman dürüst olmamızı, birbirimizi anlayamadığımızda biraz ara vermemizi söyleyen. Aradaki o suni, geçici mesafenin daha büyük bir aşkla birbirimize bağladığına defalarca tanıklık etmedik mi?

Yaşadığımız iki aylık fırtınalı aşk seni bana tahmin ettiğimden daha da yakınlaştırdı. Hayatımın aşkı olduğun gibi aynı zamanda en yakın arkadaşım oldun. Aramızdaki bu gönül bağına sığınarak günlerdir kalbimi sıkıştıran bir hususu itiraf etmek istiyorum...

Kıymetlim...kimseler bilmez nerededir şimdi namlı masal sevdalıları, -tahrip gücü yüksek-saatli bir bombadır zaman, an gelir atilla ilhan gibi sevgi de ölür. Bunun çoğu zaman hiç bir açıklaması yoktur. Lakin, anlamalısın ki ciro zincirimiz maalesef koptu. Kabule arz ettiğin poliçeler benden sevmeme protestosuyla geri dönüyor artık.

Seni, sevgini ve bir kenti böylece bırakıp gitmek, emin ol kolay değil aklımda bin kaygı, bin bir soruyla.. ve bir ömür boyu şarkılara sığınacağımı bile bile. Ama anlamalısın ben bilmek istiyorum; gerçekten de yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mı ibaret; yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü ?



Ama eminim benden sonra yeniden aşkı bulacaksın, sevgini onu gerçekten hak eden birisine vereceğinden hiç kuşkum yok. Nice poliçeler keşide edeceksiniz beraber, bazılarının kabule arzını yasaklayacaksınız, bazılarına ise görüldüğünde ödeme kaydı koyacaksınız. Keşidecinin ödememeden sorumsuzluk kaydı koyduğu anlarda ise birbirinize bakıp, tatlı tatlı gülümseyeceksiniz. Bunların hepsini biliyor olacağım. İmzaların istiklali ilkesi, istikbalinizde bir güneş gibi parlayıp, aydınlatacak yolunuzu. Bundan da eminim, zira her ne kadar bir korkak gibi çekip gitsem de hayatından en mutlu anlarında sana uzaktan bakıyor olacağım.

Ve son olarak sevgilim, karşılık olmasına rağmen sevmemekten dolayı bir sorumluluk varsa o bana ait, boşu boşuna yetkili hamilleri üzmeyelim.

Sevgiyle kal, daima...

16 Ocak 2011 Pazar

İlk Albümümün Kapağı


‎1 - Go to wikipedia and hit random. The first random wikipedia article you get is the name of your band.
2 - Go to quotationspage.com and hit random. The last four or five words of the very last quote of the page is the title of your first album.
3 - Go to flickr and click on “explore the last seven days”. Third picture no matter what it is, will be your album cover.
4 - Use photoshop or similar (picnik.com is a free online photo editor) to put it all together.

24 Aralık 2010 Cuma


İnsan olmak, mutlak olarak sorumlu olmak; kendisinin sebep olmadığı bir sefalet karşısında utanç duymak; arkadaşlarının kazandığı bir zaferle gururlanmak; yerleştirdiği tek bir taşın, dünyanın kurulmasında katkıda bulunduğunun bilincinde olmaktır.

Antoine de Saint-Exupéry

8 Aralık 2010 Çarşamba

Yarım kalmış bir aşkın hikayesi

Kıymetli Evrak Hukuku,

Seninle olan ilişkimiz eminim senin de hatırladığın üzere 2008 yılının sonbaharında başladı. Hiç unutmuyorum; gelecek güzel günlerimizi müjdeleyen, mevsimine göre sıradışı fakat sımsıcak bir güneş vardı gökyüzünde. O gün anlamıştım hayatıma dokunmuş olmanın beni külliyen değiştireceğini. Dizlerine oturdum, bana bir hikaye anlattın ve ben büyüdüm...

Ciro dedin, ciranta dedin. İlk başta anlayamadım seni, ama yılmadım. Def'iler sistematiğine kadar ilerledik. Seni anlamakta zorlanıyordum lakin o güzel gülümseyişin bir anda unutturuyordu her şeyi.

Fakat sonbaharı yaşadığımızı unutmuştum. Bir anda değişiverdi her şey. Günün birinde aniden gözlerinin içi gülerek "emre yazılı senet" dedin. "Emre kim ?" diye sordum; yanıt vermedin. Daha sonra açıklarım dedin ama hep sustun. Ben de artık faili meçhul, memnu bir aşkın öznesi sandım kendimi, ve aranızdan çekilmeye karar verdim. Delicesine kıskanmıştım seni. Ancak çareyi kendimi senden uzaklaştırmakta buldum ve bilerek ihmal ettim seni. Sen de her reddedilmiş, gururu kırılmış kadının yaptığını yaptın ve görmezden geldin beni.

Bu yarım kalmış aşkı bütünlemek için bir kaç fırsat sundun bana ; lakin kambiyo senetlerine konulabilecek itirazi kayıtlar ve buna ilişkin Yargıtay kararlarından bahsetmeye başladığında biz aynı dili konuşmayı çoktan bırakmıştık. O yüzden bu sonsuz ihtimaller denizinde yüzmeyi göze alamadım ve bizi bıraktım.

Aradan yıllar geçti, fakat ben şu an içimde tamamlanmamış bir aşkın acısı, Aslı'sına kavuşamayan Kerem'in onulmaz yürek ağrısı ve de her şeyden önemlisi direnme kararı'nın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca onanmasını bekleyen bir ilk derece hakiminin umuduyla bekliyorum pencerenin altında. Bekliyorum yağan yağmura rağmen, ıslanmak hiç ilgilendirmiyor beni, zira gözyaşlarımın kalbimdeki ateşi söndürmediğini çok önceden tecrübe ettim.

Biliyorum ilişkimizi yürütmek hiç bir zaman kolay olmadı, bundan sonra da olmayacak; ama ben birlikte yürümeye hazırım; hatta gerekirse profesyonel yardım da alabiliriz. Duyduğum kadarıyla geçmişten kalan hikayeleri olan çiftler için Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar'ın son derece faydalı terapi seansları varmış. Üstelik önceden kitaplarını okumak kaydıyla bu terapilerde teori ve uygulama arasındaki farklılıkları belirtmek için pratik çalışma da yapılabiliyormuş.

Ben çok değiştim. 2008 yılında o zemheri ayazında bırakıp gittiğin kişi değilim artık. Yokluğunda seni okudum. Anlamaya çalıştım. Domaniç, Tekinalp, Poroy ve Yasaman'dan dinledim seni. Bir şans daha bekliyorum senden.

Gözlerimde bir damla yaş, kalbimde bir aşk ile seninle ilk karşılaştığımız yerde, yeniden başlayabilmek umuduyla yarın seni ziyaret edeceğim.

Sevgiyle kal, daima...

30 Temmuz 2010 Cuma

Cinsel ve Toplumsal Temelli Şiddet ya da Siyaseten Doğruculuk

Bir süredir Cinsel ve Toplumsal Temelli Şiddet'le mücadele yöntemleri üzerine çalışıyorum. Daha doğrusu bu tip vak'alar meydana geldikten sonra nasıl hareket edilmeli; bu türden şiddete maruz kalan kişilere hukuki ve psikolojik nasıl yardım edilmelidir gibi soruların yanıtını bulmaya çalışıyorum.

Araştırmalarım sırasında öncelikle Amerika Birleşik Devletlerinde ortaya çıktığını düşündüğüm political correctness kavramının uygulama alanı bulduğu bir noktayla karşılaştım. İlk başta ifade etmeliyim ki teorik olarak political correctness'i desteklemekle birlikte bu kavramın ötekileştirme sürecindeki etkisinin sınırlı olabileceğini ve hatta bazen ifade özgürlüğünü zedeleyecek bir karaktere büründüğünü de kabul etmek gerekmektedir.


Lakin, özellikle yürürlükteki ceza kanunlarımız dikkate alındığında siyaseten doğrucu bir tavır takınmanın toplumdaki kanayan bir çok yaraya derman olabileceği düşüncesini taşımaktayım. Örnek vermek gerekirse; cinsel ve toplumsal temelli bir saldırıya maruz kalmış bireylere karşı her ne kadar hassasiyetle yaklaşılması gerekse de onlardan bahsederken mağdur teriminin kullanılmak yerine onların dayanıklılığını ve gücünü vurgulaya
n bir kelimenin tercih edilmesi sanırım herkes adına daha doğru bir davranış biçimi oluşturacaktır. Zira bu insanlar saldırıya uğramış olmakla birlikte acınması gereken kişiler değildir. Mağduriyet kavramı onlarla olan ilişkimizi tesis ederken toplumun geri kalanını ister istemez bir üst perdeden konuşmaya itmektedir. Oysa ki, en az bizim kadar güçlü ve dayanma kudretine sahip bireylerle karşı karşıya olduğumuzu unutmamak gerekir, cinsel saldırıya uğramış olmak bir utanç vesilesi asla değildir.

Kanuni metinlerde değişiklik yapılmasının çok zor olduğu, hele ki hukuki terimlerin " hukuk biraz da gelenek işidir canım." gibi düşüncelerle değiştirilmesine çok da sıcak bakılmadığı bir ortamda yapılması gereken belki de ilk başta bu siyaseten doğrucu tavrın benimsenmesi -hukukun da bir gün zihniyet devrimini yakalayabileceği umuduyla- ve yaygınlaştırılmasına çalışılmasıdır. Böylelikle toplumun cinsel saldırı suçunun nesnesi olan kişilere karşı olan bakışı bir nebze de olsa değişebilecektir.

Ancak farklı bir skorla bitmiş futbol maçından bahsederken bile "resmen tecavüzdü ehehe" diyebilen ve yine tecavüz temalı bir diziden yola çıkarak ilkel esprilerin yanı sıra ticari metalar üretmeye bu kadar meraklı olan bir toplumda algıların değişmesi ne kadar başarılabilir bir hedeftir, ayrı bir tartışma gerektirir.